BAŞLAMAK ve BİTİRMEK
Aynaya baktım, şaşkınlıktan gözbebeklerim yerinden çıkacak gibi oldu. Kulaklarıma uğultular doldu, başım ardından dudaklarım ve dilim uyuşuverdi. Nefes bile alamadığımı fark ettim. İkiye ayrılmıştım, etten parçalarım ve ruhum. Soğuktan çatlamış ellerim, hiç bu kadar ağır gelmemişti. Ruhum çıkıp gitmek istiyor da gözlerime takılıyormuş gibi geldi. Göz kapaklarım ah o göz kapaklarım bir kapansa… Lavabonun önünde önce dizlerim, sonra omuzlarım yenik düştü şaşkınlığıma belki de hüznüme. Yenik düştüğümü kabullenene kadar çözülmedi başımdaki, dudaklarımdaki ve dilimdeki düğümler. Meğer hem bitiş hem başlangıçmış kabullenmek. Zaten her bitiş bir başlangıç değil midir? İnsan anlayamıyor işte, kabullenemiyor. Dudaklarının arası hiç kurulmamış cümlelerle, göğüs kafesinin içi hiç hissedilmemiş sevgiler, serzenişler ve nefretlerle doluyken “bitti” diyor bir ses. Bu… Bu durum nasıl kabul edilebilir ki? Hangi başlangıç telafi edebilir ki bu yaşanmamışlığı, yaşanamamışlığı? Yok, bunun ne bir telafisi...